12 Ocak 2015 Pazartesi

Yavuz Semerci: Aziz Yıldırım'ın restini görelim, havuz dağılsın, kulüplerin batmasına izin verilsin - Habertürk

Habertürk yazarı Yavuz Semerci bugün yazdığı yazıda naklen yayın havuzu dağılırsa neler olabilir onun analizini gerçekleştirmiş ve kulüplerin (büyük kulüpler de dahil) batışına izin verilmesi gerektiğini savunmuş, yazı ve tablolar aşağıda yer alıyor.






Bırakın batsınlar, bırakın havuzdan çıksınlar

Aziz Yıldırım’ın restini görelim. Bırakın Fenerbahçe naklen yayın havuzundan çıksın. Ve havuz dağılsın! Ayrıca BDDK, borçluluk kriteri normali aşmış takımlara kredi veren bankaları cezalandırsın

12 Ocak 2015 Pazartesi, 03:17:58

Yavuz SEMERCİ / HT GAZETE
Türk futbol endüstrisinde iyi şeyler oluyor. Her kafadan bir ses çıksa bile, çözüm açısından eteklerde gizlenen taşlar dökülüyor. ‘’Ne olacak Türk futbolunun hali?’’tartışmasından çözüm üzerinde kafa patlatma dönemine geçiş yapıldı. Birkaç ay evvel gazetede yayınlanan dizimde futbol dünyasından gelen akılcı önerileri aktarmıştım. Bir tanesi, yabancı futbolcu sayısında sınırlamanın kalkmasıydı. Bu yönde bir irade belirdi. Bir diğer gelişme takımların mali disiplinine yönelik UEFA kriterlerinin katı bir şekilde uygulanacağı yolunda TFF Başkanı tarafından yapılan umut verici açıklama. Yine de kurtuluş için radikal politikalar devreye alınmalı.

***

Geçen hafta iki öneri üzerine konuyu yeniden masaya yatırma ihtiyacı hissettim. Bir tanesiFenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın “Gelirlerimiz düştü. Telafi edilmez ise (80 milyon dolar) naklen yayın havuzundan çıkarız” tehdidi, diğeri de tüm kulüp borçlarının birleştirilerek “bankalardan uzun vadeli kredi alınarak temizlenmesi” önerisiydi...
Bunca yıldır futbol endüstrisindeki gelişmeleri takip eden birisi olarak bir tespitimi paylaşmama izin verin. Türk futbolundaki aktörlerin temel sorunu (ligden düşme mekanizması dışında) futbol takımlarının ölmemeleridir. Yani ligi sürükleyen takımların, gerek taraftar baskısı, gerek lobi gücü, gerekse siyasetçilerin hoşgörüsü ve politik beklentileri nedeniyle gereğinden fazla şımartılmaları ve korunmalarıdır. Futbolun gelişmesi isteniyorsa, artık dengesiz büyüyen, mali yapıları sağlıksız kulüplerin (ister dernek ister şirket olsun) nasıl iyileştirileceğine değil, nasıl öleceklerine odaklanmalıyız...


***

Bu açıdan Aziz Yıldırım’ın önerisi (ya da naklen yayın havuzunun dağılması) Türk futbolunda bir kıyamet senaryosudur ve kesinlikle destekliyorum!
Tabloyu inceleyin. Fenerbahçe, Süper Lig takımlarına her yıl dağıtılan 375 milyon doların neredeyse yüzde 20’sini talep ediyor. (80 milyon dolarlık bir yayın geliri istiyor.) “Yoksa havuzdan çıkarım” diyor. Sanırım Galatasaray da bundan aşağıda kalacak bir rakamı kabul etmez. Sıraya Beşiktaş ve Trabzon girecek... Ağır borç batağındaki bu 4 takım ve onları bozuk mali tablolarıyla takip eden diğer takımların bu kadar aç gözlü davranış içine girmelerinin temel nedeni ‘’Bizleri kimse batıramaz’’ şımarıklığıdır.
Bence Fenerbahçe ve onu takip edecek takımlara yol verilmeli ve havuz dağıtılmalı.

Böylece kıyamet senaryosu devreye girer. Lig TV (Digiturk değil) batar. Yıllık 6 milyar TL gelir elde eden ve gelirinin yüzde 60’ını devlete veren İddaa geriler. Her takım kendi maçlarının yayın gelirlerini satmaya başlar. (4 takım dışında diğerlerinin değeri çok düşük kalır.) Anadolu takımları gelir açısından geriler. Şu anda yıllık elde ettikleri 10-15 milyon dolarları artık rüyalarında görürler. 4 büyüklerin Anadolu takımlarına her seferinde dayak atma ritüeli tekrar başlar. Bu maçlara seyirci ilgisi düşer ve naklen yayın heyecanı biter. Örneğin Fenerbahçe kendi iç sahasında oynadığı maçların birkaç tanesi hariç hiçbiri maç başına milyon dolarlık maç yayın bedeli alamaz. Böyle bir reklam geliri elde edemez. Özetle bugün havuzdan 40 milyon dolarlar alan takımlar havuzdan çıktıklarında 15-20 milyon dolarları bile arar hale gelirler. Yine de derim ki, bırakınız kendi iplerini kendileri çeksin.

***

Basit bir hesap yapalım. Fenerbahçe’nin yıllık 80 milyon dolar naklen yayın geliri elde etmek için Lig TV benzeri bir platform bulduğunu farz edin. Her abonenin ayda 15 liradan yılda 180 lira verdiğini farz edelim. (Sadece 17 lig maçı için!) Kaç aboneye ihtiyaç var: (184 milyon TL/180 lira) En az 1 milyon kişi bulması gerekiyor. Zevksiz, rekabetsiz ve sürekli Fenerbahçe’nin yeneceği Anadolu takımlarının maçları için 1 milyon abone hayal ötesidir...
Statları dolduracak 30 bin kişi bile bulamayanların bu hayale sarılmalarının nedeni vazgeçilmeyeceklerini sanarak var olan pastadan daha fazla gelir etmeye çalışmalarıdır.

***

Büyüklere sorarsanız, amatör branşlara verdikleri destek nedeniyle her yıl büyük zarar ediyorlarmış. O zaman amatör branşlardan çıkın. Ne yani büyükler amatör branşlarda faaliyet gösterdiği için mi Türkiye kürekte, yüzmede, atletizmde, teniste, boksta, güreşte dünya lideri! Tam tersi bu işlere para yatıracak şirketler, büyük kulüpler nedeniyle taraftar toplayamıyor, yeteri kadar basında yer alamıyor. Bu kulüpler örneğin çıksın bakalım basketboldan, basketbol gelişiyor mu geriliyor mu? O zaman firmalar taraftar da bulur, kaynak da harcarlar...
Özetle Türk sporunu geliştirdiğini sanan büyükler aslında gelişimin önünü tıkayacak noktaya geldiler! Elimizi üzerlerinden çekmenin vakti geldi...

ARSALARI SATIP BORÇLARI ÖDESİNLER
Küçük bir örnek daha vereyim bitireyim. Galatasaray örneğin... Elinde değerli varlıklar var.Arsa vs... Satsınlar borçlarını ödesinler. Ama hayır. Satmıyorlar satacak olan yöneticiyi de aforoz ediyorlar. Niye? O varlıklar Galatasaray’ın geleceğiymiş... Sen geleceğini yiyip bitireceksin, sonra zora girince “Nasıl olsa milyonlarca taraftarım var kimse bana dokunamaz’’ diyerek devleti, futbol endüstrisini yardıma çağıracak, rekabeti bozacak kararları aldıracaksın... Bankalara siyasi baskı uygulatarak uzun vadeli krediler alacaksın.



Bankaların batmasına izin verildiyse kulüplere de verilsin
Geçen hafta bu sayfalarda Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’ın mali yapılarına ilişkin veriler yayınlandı. Toplam gelirleri borçlarını karşılamıyor. 3 takımın dönem faaliyet zararı 400 milyon TL’ye yaklaşmış. Finansal borçlarının toplamı 800 milyon liraya varmış. UEFA diyor ki; borçlar gelirlerin yüzde 100’ünü aşamaz. Bu takımların borçları gelirlerinin neredeyse iki katına çıkmış. Neymiş, şimdi büyük küçük tüm takımların borçları toplanacak (3 milyar liraymış) bir fon oluşturulacak, bankalardan kredi alınacak. Kısa vadeli borçlar kapatılacak, vergi borçları silinecek, yeni bir sayfa açılacakmış. Neden? Bir ekonomik kriz mi yaşandı ki bu hale geldiler? Hayır. Kendi hesapsızlıkları nedeniyle batık hale geldiler. O zaman bırakın batsınlar... 2000 yılındaki mali krizde devlet, bankaların batmasına izin verdiği için bugün Türk finans sektörü sağlıklı. Aynı süreci kulüplere de uygulamak zorundayız. Madem milyonlarca taraftarı var, toplasınlar para kurtulsunlar. Hissedarlar elini cebine atmayacak, faturayı ise tüm toplum ödeyecek... Böyle bir ekonomik anlayış, rekabeti bozar. Bu sektöre girecek sermayeyi korkutur. 4-5 takımı ayakta tutacağız diye Türkiye’de yıllardır oynanan tiyatro artık bitmeli. Küçülüyorlar mı, batıyorlar mı, satıyorlar mı ne yapacaklarsa yapsınlar. Otorite devreye girmeli. Gereğini yapmayanın lisansı iptal edilmeli.

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder